Gençlerbirliği'ne adanmış bir hayat: İlhan Cavcav

Cavcav, 1981 yılından beri aralıksız Gençlerbirliği'nde başkanlık yaptı. Takımı, Türk futbolunun altyapısı haline getiren 'İlhan abi' ilerleyen yaşına karşın hasta halinde maçları tribünden izledi.

İlhan Cavcav, özdeşleştiği Gençlerbirliği'nde başkanlık koltuğuna ilk kez 1977 yılında oturdu. İlk dönemi kısa sürdü, bıraktı. Fakat 4 yıl sonra bir geldi, pir geldi. 1981 yılından beri Gençlerbirliği'nde aralıksız başkanlık yaptı.
 
Futbolun 'İlhan Abisi' Cavcav, takımını adeta Türk futbolunun bir altyapısı haline getirdi. Gerek yetiştirdiği gerek Afrika'nın bir ucundan kendisi izleyip getirdiği gerekse Anadolu'nun ufak ilçelerinden bulduğu futbolcuları büyük paralar karşılığı İstanbul takımlarına sattı. Takımın hedeflerini büyütmediği için eleştirildiği de oldu ama o hep altyapıya, tesislere önem verdi.
 
Cavcav, 'teknik direktörleri' ile de çok gündem oldu. 35 yılda 57 kez teknik direktör değiştirdi, 42 farklı teknik adamla çalıştı. Hatta son teknik direktörü Ümit Özat'ı getirirken 'Ben Ümit Özat'la çalıştığımı zannediyordum. Sonra baktım ki çalışmamışım' sözlerini esprili bir dille basınla paylaştı.
 
İlhan Cavcav, 35 yıllık başkanlık döneminde en çok Mesut Bakkal ile çalıştı. Bakkal, Gençlerbirliği'ne tam 5 kez geldi. 1987-88'de Hüsnü Macurni, Yılmaz Vural ikinci döneminde Cavcav'ın takımında birer maça çıkabildi. Kemal Özdeş'i ise maça çıkarmadan gönderdi.
 
Cavcav'ın döneminde Gençlerbirliği'nin en büyük başarısı kazandığı iki Türkiye Kupası oldu. 1986-87'de finalde Eskişehirspor'u, 2000-01'de Fenerbahçe'yi yenerek kupayı kaldırdı.
 
Gençlerbirliği onun döneminde iki kez Avrupa'ya çıkabildi. 2003-04'te Ersun Yanal ile UEFA Kupası'nda dördüncü tura kadar yükseldi. Gençlerbirliği'ni o turda eleyen Valencia, kupayı kazandı ve o sezon tek yenilgisini Gençlerbirliği'nden aldı.
 
Türk futbolunun en uzun süreli başkanının bu futbol sevgisi ilk futbolculuk düzeyinde başlamıştı. Başarılı bir futbolcu olamadı ama iyi bir iş adamı olarak konuşuldu. Zamanında Priştine'den Türkiye'ye gelen ailesi fırıncılık işindeydi. O işleri büyütüp tek başına bir şirket kurdu. Un sektörünün en büyük isimlerinden biri oldu.
 
Hayatını işinden çok kulübü Gençlerbirliği'ne adadı. Hasta hasta birçok maçı tribünden izledi. Her anında kulübü düşündü. Gençlerbirliği onun döneminde büyük başarılar elde edemedi ama hep tesisleri, güçlü ve ayakları yere basan ekonomik yapısıyla bilindi. Bu, özellikle son dönemde Türk futbolunda olmayan bir şeydi.
 
(Al Jazeera)